Kraliçe karınca ölünce ne olur? (Ve ben bunu neden İzmir’de sabah 3’te düşünüyorum?)
Bazı insanlar gece yatakta “yarın ne yiyeceğim” diye düşünür. Bazıları eski mesajları kurcalar. Ben mi? Ben bir gün İzmir’de esen hafif rüzgârın da etkisiyle “Kraliçe karınca ölünce ne olur?” diye düşünürken buldum kendimi.
Ve bu soru öyle basit bir “böcek bilgisi” sorusu değil. Yok yok… bu direkt hayatın kendisine, düzenine, hatta biraz da insan psikolojisine dokunan bir mesele.
Çünkü bir kraliçe karınca ölünce ne olur sorusu aslında şunu da soruyor:
“Bir sistemin kalbi durursa, geri kalanlar ne yapar?”
Ama dur, fazla dramatik girdim. Ben İzmirli bir 25 yaşında genç olarak normalde böyle cümleler kurunca hemen kendime “kanka fazla mı derinleştin ya” diyorum.
Ama konu karınca kraliçesi olunca işler değişiyor.
—
Karınca kolonisi: Dışarıdan bakınca düzen, içeriden bakınca mini kaos
Bugün “Kraliçe karınca ölünce ne olur” konusunu daha yakından inceleyerek merak edilen detaylara değineceğiz.
Karınca kolonisini ilk kez çocukken incelersin. Bir taş kaldırırsın, altından bir şehir çıkar. Ama o şehirde ne trafik lambası var ne de belediye hizmetleri… yine de her şey tıkır tıkır işler.
İşte o düzenin kalbi: kraliçe karınca.
Ama yanlış anlaşılmasın, kraliçe orada taç takıp gezmiyor. “Bugün canım emir vermek istemiyor” gibi bir lüksü de yok. Onun görevi üretmek. Sürekli üretmek. Bir nevi doğanın biyolojik fotokopi makinesi gibi.
Ben bunu ilk öğrendiğimde şunu düşünmüştüm:
“Bu kraliçe bayağı full-time işçi ama VIP statüsünde.”
Sonra aklıma kendi hayatım geldi. Sabah işe yetişmeye çalışan ben, metroda “ben de aslında sistemin kraliçesi sayılırım” diye iç ses yaparken buldum kendimi. Sonra tabii güldüm. Çünkü değilim.
—
Kraliçe karınca ölünce ne olur? İşin biyolojik tarafı
Şimdi konunun özüne gelelim. Kraliçe karınca ölünce ne olur?
Kısa cevap: Koloni ciddi şekilde sarsılır.
Uzun cevap: Kaos başlar ama bu Hollywood kaosu değil, daha sessiz, daha yavaş, daha “bir şeyler ters gidiyor ama tam da emin değiliz” kaosu.
Kraliçe karınca öldüğünde:
Yeni yumurta üretimi durur
Koloni nüfusu zamanla azalır
Bazı türlerde işçi karıncalar kısa sürede işlevsiz hale gelir
Bazı koloniler tamamen çöker
Ama işin ilginci şu: Karıncalar hemen “kraliçe öldü, hepimiz dağılıyoruz” diye bağırıp ortalığı terk etmez.
Hayır.
Onlar daha çok “bir şey eksik ama çalışmaya devam edelim” modunda kalır.
Bu bana çok tanıdık geliyor.
Mesela sabah alarm çalmaz ama yine de işe geç kalmamak için koşarsın. Sistem çökmemiştir ama bir şeyler eksiktir.
—
Koloni psikolojisi: Karıncalar terapiye gitse ne konuşurdu?
Düşünsene bir karınca terapiye gidiyor:
“Hocam ben son zamanlarda boşluk hissediyorum.”
Terapist karınca:
“Kraliçe mi gitti?”
Karınca:
“Evet… ama biz yine de çalışıyoruz.”
İşte tam olarak böyle bir durum var. Kraliçe karınca ölünce ne olur sorusu sadece biyolojik değil, aynı zamanda sosyolojik bir çöküş hikâyesi.
Bazı türlerde yeni bir kraliçe yetiştirilebilir. Ama bu her zaman hızlı olmaz. Yani koloni bir süre “geçici yönetim” gibi bir şeyle devam eder.
Bu da bana Türkiye’de herhangi bir bürokratik bekleyişi hatırlatıyor ama oraya girmeyelim şimdi.
—
İzmir’de bir kafede karınca konuşmak
Geçen gün Alsancak’ta bir kafede oturuyorum. Yan masada iki kişi konuşuyor:
— “Abi kraliçe karınca ölünce koloni bitiyor mu?”
— “Bilmiyorum ama bizde patron gidince de sistem çöküyor zaten.”
Ben orada kahvemi yudumlarken içimden şöyle dedim:
“İşte bu… bilim değilse bile hayatın kendisi.”
Çünkü bazı ekosistemler karıncalardan bile daha kırılgan.
Ve ben bunu fark edince bir an ciddi ciddi düşündüm:
Acaba biz de birer koloninin parçası mıyız?
Sonra simit yemeye devam ettim çünkü fazla düşünmek açlık yapıyor.
—
Kraliçe karınca ölünce ne olur? Doğanın acımasız ama düzenli planı
Doğa aslında çok net çalışıyor:
Bir şey ölür
Sistem ya adapte olur ya çöker
Yeni denge oluşur
Kraliçe karınca ölünce bazı koloniler yeni bir kraliçe yetiştirir. Bu süreç bazen larvaların özel beslenmesiyle olur. Yani sistem kendi “yeni liderini” üretir.
Bu kulağa çok epik geliyor ama aslında şöyle:
“Eski yönetici gitti, yeni yönetici yetiştiriyoruz. Ama önce biraz protein takviyesi.”
Bunu insan dünyasına uyarlarsak bayağı sert filmler çıkar.
—
İşçi karıncaların garip sadakati
İşçi karıncaların en garip yanı şu: Kraliçe yokken bile uzun süre çalışmaya devam edebiliyorlar.
Bu bana sabah 8’de işe giderken “ben ne yapıyorum ya” diye düşünmemi hatırlatıyor.
Ama sonra gidiyorsun.
Çünkü sistem var.
Kraliçe karınca ölünce ne olur sorusunun en acı tarafı da bu zaten: Sistem bir süre daha seni taşıyor gibi yapıyor.
Ama aslında altı boşalıyor.
—
Kendi hayatımla gereksiz paralellik kurma yeteneğim
Bazen düşünüyorum da, insan beyni gerçekten tehlikeli bir yer.
Karınca kolonisini inceliyorsun, bir anda kendi hayatını sorguluyorsun.
“Benim kraliçem kim?” diye soruyorsun.
Sonra “Bu soru fazla mı oldu?” diye kendine kızıyorsun.
İzmir sıcağında bile beynin boş durmuyor.
Kraliçe karınca ölünce ne olur sorusu aslında şunu yaptırıyor:
Sistemin merkezini sorgulatıyor.
Ve bu biraz rahatsız edici.
Ama aynı zamanda büyüleyici.
—
Koloni çöküşü: Sessiz bir dağılma
Film olsa şöyle olurdu:
Müzik yavaşlar
Kamera yuvaya zoom yapar
Karıncalar yavaşça dağılır
Ama gerçek hayatta böyle dramatik olmaz.
Daha çok:
Yavaş üretim düşüşü
Nüfus azalması
Organizasyon bozulması
Ve sonunda sessiz bir yok oluş
Hiç kimse “Büyük çöküş başladı!” diye bağırmaz.
Sadece… olur.
—
Kraliçe karınca ölünce ne olur? İnsan tarafı
Asıl ilginç kısım burada.
Bu soruyu soran insanların çoğu aslında karıncaları değil, düzeni düşünüyor.
Bir şeyin merkezini kaybetmesi ne demek?
Ben bunu bazen kendi hayatımda hissediyorum. Mesela planlarım bozulduğunda, sanki koloninin kraliçesi gitmiş gibi hissediyorum.
Ama sonra toparlanıyorum.
Çünkü tıpkı karıncalar gibi, biz de devam etmek zorundayız.
—
Son düşünceler (ama “sonuç” demeyeceğim çünkü fazla resmi olur)
Kraliçe karınca ölünce ne olur sorusunun cevabı aslında tek cümle değil.
Bu:
Biyoloji
Sosyoloji
Sistem düşüncesi
Ve biraz da insanın kendine bakışı
Hepsinin karışımı.
Ve belki de en garibi şu:
Bir karınca kolonisini düşünürken bile insan kendini bulabiliyor.
İzmir’de rüzgâr esiyor, ben yine gereksiz derin düşüncelere dalıyorum.
Ama sorun değil.
Çünkü bazen en basit soru bile insanın kafasında koca bir dünya açıyor.